03:08 | Posted in
Kök Kanseri Nedir?

Kök kanseri, pek çok odunsu ve otsu bitki türünün kök ve kök boğazlarında urlar meydana getirerek oluşturduğu bir kanser türüdür. Hastalığın oluşmasına daha çok Agrobacterium tumefaciens bakterisi neden olmaktadır.

Bu bakteriler birçok tarım arazisinde bulunan ve toprak altında çok uzun süre canlı kalabilen bakterilerdir. Birçok meyve bahçesine hızlı bir şekilde yayılarak tarımsal üretimde meyve tutumu, kalitesi ve veriminde öncelikle azalmalara neden olmaktadır. Daha sonra da ağaçların tamamen kurumasına ve ölümüne sebep olmaktadır. Patojenik Agrobacterium toprakta veya kök dokuları üzerinde yıllarca ( 40 yıl ) yaşayabilmektedir.

Kök Kanserinin Yayılımı:

Kök Uru (kanseri) hastalığına sebep olan patojen bakteriler; yağış, toprak işleme, alet ekipmanlar, toprak ve suyoluyla çok kolay yayılabilmektedir. Toprak içinde suyun hareketi veya tarladaki birçok bitkinin (yabancı otlar, çim gibi) bulaşık kökleri sayesinde bir bölgeden diğer bölgeye hızla bulaşabilmektedir. Ortalama 1 gr. toprakta 500 patojen hücre olurken, 1 gr. lık kök uru üzerinde ortalama 10.000 ile 1 milyon arasında patojen bakteri hücresi (bu sayının 10 milyon a ulaştığı bitki kökleri de tespit edilmiştir) vardır. Hastalığın yayılmasını engellemek açısından hastalıklı bitki köklerinin tamamen tarladan uzaklaştırılarak imha edilmesi, mücadelede çok önemli kültürel bir önleme sahiptir.

Kök kanseri hastalığı (Agrobacterium Tumafaciens), Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nın teknik talimatnamesine göre karantina kapsamından çıkartılmıştır. Kök kanseri hastalığının en yaygın olduğu bitki türlerinin başında taş çekirdekli meyveler (şeftali, kiraz, vişne, erik gibi), yumuşak çekirdekli meyveler (elma, armut gibi), sert kabuklu meyveler (ceviz, badem gibi), bağlar ve süs bitkileri (gül gibi) gelmektedir.

Hastalığın Bitki Bünyesine Girişi Ve Urların Oluşumu:

Patojen bakteri Agrobacterium tumefaciens, bitki bünyesine kök bölgesindeki yaralı dokularından girer. Patojen bakterin diğer bakterilerden farklı olan zararları şeklinden dolayı bitki bünyesine giriş yaptıktan sonra mücadelesi imkansızdır. Hassas yaralı bitki dokularından içeri giren zararlı patojen Acrobacterium tumefaciens bitkinin genetik yapısını değiştirerek oksin ve sitokinin grubu bitkisel hormonların çalışmasını teşvik ederek, kök bölgesinde urlar meydana gelmesine sebep olmaktadır. Toplu iğne başı büyüklüğünde teşekkül etmeye başlayan urlar 10 cm. çapına kadar toprak altında oluşurlar. Söz konusu C nin°C nin altında ve 35 ° urlar çok yavaş gelişme göstermekle beraber, 10 üzerinde gelişmesi çok daha yavaşlar.

Kök Kanserinin Kontrolünde Biyolojik Mücadele:

Agrobacterium tumefaciens’in sebep olduğu kök kanseri hastalığına karşı biyolojik bir bakteri kültürü olan K1026 (Agrobacterium radiobacter), Avustralya ve Amerika’da 1970’li yıllardan beri başarı ile kullanılmaktadır. Genetik mühendisliği kullanılarak geliştirilmiş son sürümü K 1026 torf içine karıştırılarak sardırılmış ıslanabilir. Toz formunda olup bünyesinde Agrobacterium radiobacter, K1026 faydalı bakterisini saf olarak içermektedir.

Bu faydalı bakteri kültürü patojen Agrobacterium tumefaciens‘in doğal düşmanı olup, biyolojik olarak hastalığın kontrol altına alınmasını sağlar. K1026 sadece koruyucu amaçla kullanılabilen biyolojik bir üründür. Hastalık bitki bünyesine girdikten sonra tedavi edici olarak kullanılamaz. Bu yüzden uygulamalar bitki toprağa dikilmeden önce yapılmalıdır.

K1026’ın Etki Şekli:

Kök Kanseri ile savaşta K1026 farklı etki mekanizmaları ile başarıyla kullanılmaktadır.Etki şekli; Kök bölgesinde kısa bir zaman sürecinde kolonize olur ve kök bölgesindeki karbonhidrat, aminoasit, oksijen ve diğer bileşikler için, toprak patojenleri ile rekabete girerek onların yaşama şanslarını azaltır.

Agrocin 84, agrocin 434 ve ALS84 gibi antibiyotikleri salgılayarak kök kanserine sebep olan patojen bakterinin direkt olarak ölümüne sebep olur.

K1026 (Agrobacterium radiobacter)’ın Başarı İle Kullanıldığı Bitkiler:

Dünyanın farklı bölgelerinde yapılan deneme çalışmalarında başarı ile kullanılan bitkiler:

1) Taş çekirdekli meyveler ( şeftali, kiraz, vişne gibi )
2) Sert kabuklu meyveler ( ceviz, badem gibi )
3) Süs bitkileri ( gül, gerbera )
4) Yumuşak çekirdekli (elma, armut gibi)

Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Koruma Kontrol Genel Müdürlüğü’nün kontrolünde yapılan resmi deneme çalışmalarında K 1026, kiraz ve şeftali bitkilerinde kök kanseri ile mücadelede biyolojik bakterisit olarak ruhsatlandırılmıştır.

K1026(Agrobacterium radiobacter Uygulamalarında Dikkat Edilecek Hususlar

Uygulamalarda yapılacak en küçük hata, ürün ne kadar etkili de olsa başarı şansımızı azaltır. Bu yüzden uygulamalarda gereken hassasiyet en üst düzeyde gösterilmelidir.

Genel olarak K1026 uygulamaları basit bir ifadeyle, ekim veya dikim öncesi hazırlanan ilaç karışımı içine tohum, çöğür (anaç) ve fidanların daldırarak 1-2 dakika bekletilmesi ve ardından hemen ekim veya dikimin yapılması şeklindedir.

Uygulamalarda adım adım dikkat edilmesi gereken konular

1) İhtiyaç olan K1026 miktarı belirlenmeli, gereğinden fazla veya düşük dozajlarda uygulama yapılmamalıdır.
2) İlaç karışımını hazırlarken kullanılacak suyun kimyasal bir kalıntı (klor dahil) içermediğine emin olunması ve mümkün ise su, soğuk ve içme suyu kalitesinde olmalıdır.
3) İlacın hazırlanacağı kap temiz; ilaçlama ve benzeri amaçlar için kullanılmış olmamalıdır
4) İlaç hazırlanması, budama ve dikim işlemleri sırasında steril eldiven kullanılmalıdır.
5) 250 gr. lık K1026 için toplam ihtiyacımız olan su miktarı 12 lt.dir. Kap içine önce 2 lt. su konulmalı ve 250 Gr K1026 2 lt. su içine tamamen boşaltılmalı toplam 12 lt. su olacak şekilde karıştırma işlemi yapılırken yavaş yavaş su eklenmelidir (ayran hazırlar gibi).
6) Fidanları, hazırladığımız ilaç karışımına daldırmadan önce, fidanın kök bölgesindeki kırık, ezik vb. zarar görmüş kısımlar kesip temizlenmeli ve kök bölgesindeki toprak, çamur iyice yıkanarak uzaklaştırılmalıdır. Böylelikle uygulanacak ilaç tüketimi azaltılmış olur.
7) Köklerde dezenfeksiyon için ayrıca alkol bazlı bir ürün kullanılıyorsa bu uygulama yapıldıktan sonra fidanlar 2 saat bekletilmeli alkol uçtuktan sonra K1026 uygulaması yapılmalıdır.
8) Fidan ve çöğürlerin toprak içerisinde kalacak tüm kısımlarının ilaç ile temas ettiğinden ve ıslandığından emin olunmalıdır.
9) Fidan ilaçlı kaptan çıkarılırken akan ilaçlı sıvı yine aynı kapta kalmalıdır. Böylelikle aşırı ilaç kaybı önlenmiş olur.
10) Uygulama yapıldıktan hemen sonra beklemeden ekim veya dikim işlemleri yapılmalıdır.
11) Kullanılan ilaç karışımına daldırma işlemi devam ederken zamanla bitki köklerinden gelen toprak ve çamurdan dolayı çok fazla kirlenmesi durumunda yeniden bir ilaç karışımı hazırlamalıdır.
12) Fidan alımı yapılan firmalara fidan üretimi aşamasında K1026 kullanıp kullanmadığı sorulmalı ve mümkün ise K1026 kullanılan fidanlar tercih edilmelidir. Fidan üretim aşamasında K1026’nın kullanılmış olması fidanların kök kanserine yakalanma şansını büyük ölçüde azaltmaktadır.

K1026 (Agrobacterium radiobacter ) Uygulaması Yapılmış Bitkilerde Kimyasal İlaç Uygulamaları

K1026 bir faydalı bakteri kültürüdür. Bu yüzden özellikle kök bölgesine topraktan fungusit kullanımında çok dikkatli olunması gerekmektedir. Kullanılmaması gereken fungusitlerin uygulanması durumunda faydalı bakterinin kök bölgesinde yaşama şansı ortadan kalkar ve kök uru(kanseri) ile mücadelede başarı sağlanamaz. İnsektisit ve gübrelerin kullanılmasında bir sakınca yoktur. Tereddüt yaşadığınız bir kimyasalı kullanmadan önce lütfen firmamıza başvurunuz.

K1026 uygulamalarından sonra topraktan kullanılmasında hiçbir sakınca olmayan fungusitler: Benomyl, Iprodione, Metalaxyl, Methyl thiophanate, Proconazole, Propamocarb, Triadimefon ,
Category:
��
TÜRKİYE’NİN MATEMATİK KONUMU VE SONUÇLARI

Türkiye, 36° - 42° Kuzey paralelleri ile 26° 45° Doğu meridyenleri arasında yer alır. Diğer bir ifadeyle, Türkiye Ekvator’un kuzeyinde ve Greenwich’in doğusunda bulunan bir ülkedir. Türkiye’nin matematik konumunun sonuçları şöylece sıralanabilir:

Doğu - batı istikametinde 76 dakika yerel saat farkı bulunur.

Aynı anda tek ortak saat kullanılır. Çünkü doğu - batı yönünde fazla geniş değildir.

Güneş ışınları hiçbir zaman dik açıyla gelmez.

İki meridyen arası uzaklık yaklaşık olarak 85 - 86 km dir.

Orta kuşakta yer alır.

Mevsimler belirgin olarak görülür.

Kışın cephesel yağışlar fazladır.

Güneyden kuzeye gidildikçe güneş ışınlarının geliş açısı küçülür.

Güneyden kuzeye gidildikçe cisimlerin gölge boyu uzar.

Güneyden kuzeye gidildikçe gece - gündüz süreleri arasındaki fark artar.

Kuzeyden esen rüzgârlar sıcaklığı düşürürken, güneyden esen rüzgârlar sıcaklığı yükseltir.

Dağların güney yamaçları daha sıcaktır. Buna bağlı olarak güney yamaçlarda yerleşmeler fazladır.

Bir cismin öğle vakti gölgesi daima kuzeydedir.
www.darsane.com
TÜRKİYE’NİN İKLİM ÖZELLİKLERİ, SICAKLIK, YAĞIŞ, NEM, RÜZGAR DAĞILIMI

TÜRKİYE İKLİMİ

Türkiye ılıman kuşak ile subtropikal kuşak arasında yer alır. Türkiye’nin üç tarafının denizlerle çevrili olması, dağların uzanışı ve yeryüzü şekillerinin çeşitlilik göstermesi, farklı özellikte iklim tiplerinin doğmasına yol açmıştır. Yurdumuzun kıyı bölgelerinde denizlerin etkisiyle daha ılıman iklim özellikleri görülür. Kuzey Anadolu Dağları ile Toros Sıradağları, deniz etkilerinin iç kesimlere girmesini engeller (Şekil 5.14.). Bu yüzden yurdumuzun iç kesimlerinde karasal iklim özellikleri görülür. Dünya ölçüsünde yapılan iklim tasniflerinde kullanılan ölçütler esas alınarak, ülkemizde şu iklim tipleri ayırt edilebilir (Atalay, İ., 1997).

Karasal İklim
Karadeniz İklimi
Akdeniz İklimi
Marmara (Geçiş) İklimi

1.Karasal İklim

Yaz ile kış arasında sıcaklık farkı fazla, yağışlar genellikle ilkbahar ve kış mevsiminde gerçekleşmekte, yazın kuraklık egemen olmaktadır. Bu iklim; İç, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri ile Trakya'nın iç kısmında hüküm sürmektedir. Yağış ve sıcaklık özelliklerine bağlı olarak karasal iklim dört alt tipe ayrılabilir.

a. İç Anadolu Karasal İklimi

Yazları biraz sıcak, kışları soğuktur ve soğuğun şiddeti Orta Anadolu’nun doğu kısmına doğru artmaktadır. Doğal bitki örtüsü, yaz kuraklığından dolayı alçak kısımlarda bozkırlardan, yüksek kesimlerde ise kuru ormanlardan oluşur. Soğuk ay olan Ocak ayı ortalama sıcaklığı -0.7°C, sıcak ay olan Temmuz ayı ortalama sıcaklığı 22°C, yıllık ortalama sıcaklık 10.8°C dir. Ortalama yıllık toplam yağış 413.8mm dir ve yağışların çoğu kış ve ilkbahar mevsimindedir. Yaz yağışlarının yıllık toplam içindeki payı %14.7 dir. Yıllık ortalama nispi nem %63.7 dir.

b. Doğu Anadolu Karasal İklimi
Kış mevsimi oldukça soğuk ve uzun, yazı serin geçer. Ancak düşük rakımlı sahalarda yazın sıcaklık yüksektir. Soğuk periyot boyunca bu bölge kar altındadır ve don olayı sık görülür. Doğal bitki örtüsü, yüksek rakımlı yerlerde çayırlardan, düşük rakımlı yerlerde ise bozkırlardan ve bunların çevresindeki yüksek kesimlerde kuru ormanlardan oluşur. Soğuk ay olan Ocak ayı ortalama sıcaklığı –4.2°C, sıcak ay olan Temmuz ayı ortalama sıcaklığı 24.2°C, yıllık ortalama sıcaklık 10.2°C dir. Ortalama yıllık toplam yağış 579.4mm dir ve yağışların çoğu kış ve ilkbahar mevsimindedir. Yaz yağışlarının yıllık toplam içindeki payı %9.5 dir. Yıllık ortalama nispi nem %60.2 dir.
TIKLA DEVAMINI OKU
TÜRKİYE’NİN GÖLLERİ VE BÖLGELERE GÖRE DAĞILIŞLARI

1. Yerli Kaya Gölleri

a. Tektonik Göller: Yer kabuğunun çökmesi veya kırılması neticesinde meydana gelen çukurluklara suların dolmasıyla oluşurlar. Dünya’nın en derin gölü olan Baykal Gölü (1741 m), Lût Gölü, Hazar Gölü ve Çad Gölü yeryüzündeki başlıca büyük tektonik göllerdir.

Ülkemizdeki başlıca tektonik göller ise şunlardır:

Marmara Bölgesi’nde; Sapanca, İznik, Ulubat ve Manyas gölleri,

Ege Bölgesi’nde; Simav Gölü,

Göller Yöresi’nde; Beyşehir, Eğirdir, Acıgöl, Burdur, Ilgın (Çavuşçu), Akşehir, Eber, Suğla ve Kovada gölleri,

İç Anadolu Bölgesi’nde; Tuz, Seyfe ve Tuzla gölleri,

Doğu Anadolu Bölgesi’nde Hazar, Hozapin ve Van gölleri.

Türkiye’nin en büyük tabii gölü olan Van Gölü, tektonik bir çukurluğun önünün lavlarla kesilmesi sonucu oluştuğundan volkanik set gölü olarak da bilinir.

b. Karstik Göller: Bu tür göller, kayatuzu, jips, kalker gibi çözünebilen tabakaların bulunduğu sahalarda meydana gelir. Bazı karstik göllerin oluşumunda tektonik olaylar da etkili olmuştur.

Karstik göller, ülkemizde en fazla AKDENİZ BÖLGESİ Toros Dağları’nın batı kesiminde bulunur. Buralarda yer alan Kızılören obruk gölü, Kestel, Avlan, Yarışlı ve Salda gölleri tipik birer karstik göldür. Bu göllerimiz sadece, kireçtaşlarının çözülmesiyle oluşan çanaklar üzerinde meydana gelmişlerdir.

Bununla birlikte, bu alandaki bazı göllerimizin ise oluşumu, tektonik çanaklarda başlamış, karstik olaylarla devam etmiştir. Bu göllerimizin başlıcaları, Beyşehir, Eğirdir, Burdur, Acıgöl, Kovada ve Suğla gölleridir.

c. Volkanik Göller: Volkanik faaliyetler esnasında oluşan patlama çukurları içerisinde meydana gelen göllerdir. Başlıca volkanik göllerimiz, Meke Gölü, Acıgöl, Nemrut ve Gölcük gölleri ile Süphan Dağı’nın yan kraterlerinden birinde bulunan Aygır Gölü’dür.

d. Buzul (Sirk) Gölleri: Dağ doruklarında, buzulların aşındırmasıyla oluşan ve sirk adı verilen çukurluklarda meydana gelirler. Ülkemizde Sat, Ağrı, Erciyes, Kaçkar ve Bolkar dağları ile Aladağlar üzerinde yer yer bu türden göller bulunmaktadır.


2. Set Gölleri

a. Alüvyal Set Gölleri: Alüvyonlarla akarsuyun önünün kapanması sonucu oluşur. Ülkemizde, Marmara, Çamiçi (Bafa), Köyceğiz, Mogan ve Eymir Gölleri ile Uzungöl bu tür göllerdendir.

b. Kıyı Set Gölleri: Dalga ve akıntıların taşıdığı malzemeleri koy ve körfezlerin ağız kısmında biriktirmesiyle oluşur. Ülkemizde, Büyük ve Küçük Çekmece gölleri, Durusu (Terkos) gölü, Çukurova deltasındaki Akyatan gölü kıyı set gölleridir.

c. Heyelan Set Gölleri: Heyelan sonucu bir akarsuyun önünün kapanmasıyla oluşur. Tortum, Sera, Abant, Zinav ve Sülük gölleri ile Yedigöller bu tür göllerdendir.

Abant Gölü’nün oluşumunda tektonik hareketler ile alüvyal birikimlerin de etkisi oluşmuştur.

d. Volkanik Set Gölleri: Volkanizma sonucu vadi önlerinin kapanmasıyla meydana gelir. Van, Erçek, Nazik, Çıldır, Haçlı ve Balık gölleri ülkemizdeki volkanik set gölleridir.

e. Baraj (Yapay) Gölleri: Yapay göllerimizin en büyükleri, Atatürk, Keban, Karakaya ve Hirfanlı barajlarının gerisinde kurulan göllerdir.
WWW.darsane.com
TÜRKİYE’NİN BİTKİ ÖRTÜSÜ VE BÖLGELERE GÖRE DAĞILIMI

BİTKİLERİN ÖZELLİKLERİ

1-Bitkiler hayvanların besin kaynağıdır.
2-Bitkiler toprakların aşınmasını ve sellerin oluşumunu sağlar.
3- Bitkilerden ilaç yapılır.
4-Canlıların beslenmesinde ve kullandığımız bazı mal ve eşyaların üretiminde yer tutar.
5-Bitkiler çeşitli topluluklar halinde bulunur (Orman ,Çalı, ot gibi)


TÜRKİYE’DE BULUNAN BİTKİ ÇEŞİTLERİ VE ÖZELLİKLERİ

Türkiye’de 12.000’den fazla bitki türü bulunur.Bu yüzden dünyada ekvatoral bölgeden sonra oldukça zengin bir ülkedir. Ülkemizde farklı iklim bölgelerine ait, bitkilerde barındırır.

Relik (kalıntı) bitkiler:Ülkemizde dördüncü jeolojik zamanda görülen iklim değişiklikleri bitki topluluklarının dağılışı üzerinde etkili olmuştur.Karadeniz iklim bölgesine ait bitkilerin Akdeniz iklim bölgesinde, Akdeniz iklim bölgesinde yer alan bitkilerinde Karadeniz iklim bölgesinde yer alması bu şekildedir. Akdeniz bölgesinde yer alan kayın, porsuk, fındık ve gürgen gibi ağaçlar relik topluluklardır.

Ülkemizde yer alan bitkilerin yaklaşık üçte biri günümüz iklim şartlarının ortaya çıkmasından daha önce oluşmuş kalıntı bitkilerdir.

Endemik bitkiler:Yeryüzünde sadece belirli bir bölgede yetişen bitki topluluklarına denir.

Ülkemizin yer şekillerinin çok çeşitlilik göstermesi ve geçmişte sık sık önemli iklim değişimlerinin yaşanması endemik türler bakımından zenginleşmesini sağlamıştır.

Üçüncü zamanda geniş alanlar kaplayan bazı bitkiler geçen süre içinde iklim şartlarının değişmesi ve yer şekillerinin de etkisiyle bazı bölgelerde günümüze kadar kalabilmiştir.

*Kasnak meşesi Dedegöl ve Davras dağlarında yar alan karstik çukurlarda,

*Sığla ağaçları Köyceğiz gölü çevresinde,

*Datça hurması Teke ve Datça yarımadalarında,

*Kazdağı köknarı Kaz dağında,

*İspir meşesi Kastamonu ve Yozgat çevresinde.

Ülkemizde 3000-4000 civarında endemik bitki görülür.

Kozmopolit bitki:Ülkemizde geniş sahalara yayılmış bitkilerdir.Çam ve meşe türleri böyledir.

Anıt ağaçlar:Ülkemizde yer alan büyük ve yaşlı ağaçlardır.


Ülkemizde Bitki Örtüsünün Zengin Olması Şu Faktörlere Bağlıdır;

a. İklim etkisi

Karadeniz’de dağların eteklerinde-geniş yapraklı orman görülürken, Karadeniz’de dağların yükseklerinde iğne yapraklı orman görülür.

Akdeniz’de kuraklığa dayanıklı bitkiler, iç kesimlerde bozkırlar vardır.
TIKLA DEVAMINI OKU
TÜRKİYE’NİN DAĞLARI VE ÖZELLİKLERİ

1) Ortalama yükselti oldukça fazladır(1132m).Yükselti batıdan doğuya doğru artar.Yükselti basamaklarının dağılımı şöyledir:

-0-500 m arasında olan yerler > %17,5

- 500 - 1000 " " " %26,

- 1000- 2000 " " " %49,9

- 2000m’den yüksek yerler %7

2) Düzlükler geniş yer kaplar. Ovaların yükseltileri de fazladır.

3) Ülkemizin yaklaşık yarısı 1000 – 2000 m arasıdır.

4) Ülkemizin, yüksek sıradağları doğu-batı doğrultusunda uzanır. Kuzey ve güneydeki bu sıradağlar doğuda birleşirler.

5) Anadolu; Karadeniz Akdeniz havzaları arasında yüksek bir kütledir.

6) Denizlerin derin kesimi ile kıyı dağları arasındaki fark 5000m’yi geçer.

Türkiye’deki dağlar orojenik hareketlerle ve volkanik olaylar sonucu oluşmuştur.


1) OROJENİK HAREKETLERLE MEYDANA GELEN DAĞLAR:

(Oro-Dağ, Jenez-Oluşum Orojenez > Dağ oluşum hareketleri ). Sıra dağlar genellikle derin denizlerde biriken tortulların, yan basınç oluşturan kıta hareketleri sonucu, kıvrılarak yükselmesi ile oluşmuştur. Ya da kırılarak yükselmesi sonucu oluşmuştur.

a-Kıvrım Dağlar:

Bu dağlar esnek tabakaların kıvrılarak yükselmesi sonucunda oluşmuşlardır. Türkiye’deki kıvrım dağlarını Apl-Himalaya kıvrım sistemi içinde düşünüyoruz.

Türkiye’nin bulunduğu yerde Tetis Jeasanklinali vardı. Bu deniz küçülerek 3. zaman ortalarına kadar varlığını devam ettirmiştir. Bu jeosanklinal, etraftan dış kuvvetlerin getirdiği materyallerle dolmuş ve kalın tortul tabakalar oluşturmuş,daha sonra bu tortul tabakalar kıvrılarak yükselmiş, böylece Alp-Himalaya kıvrım sistemi oluşmuştur. Ülkemizdeki Kuzey Anadolu Dağları ve Toroslarda, bu kuşak içersinde olup, kalker tabakalarının kıvrılmasıyla oluşmuştur.

Kuzey Anadolu Dağları ve Toroslar; Van gölünün kuzeyinde birleşirler. Bunlar oluşumlarını 3. zaman sonlarında, bugünkü şekillerini de 4. zaman başlarında Anadolu’nun toptan yükselmesiyle kazanmıştır.

b-Kırık Dağlar:

Kıvrılma özelliğini kaybetmiş olan tabakalar kırılmaya uğrarlar. Böylece fay hatları oluşur. Fay hatları boyunca, bazı kısımlar çökerken, bazı kısımlarda, yüksekte kalırlar. Çöken kısımlara GRABEN, yükselen kısımlara HORST denir. Bunlara örnek Ege’deki Horst-Graben hattı verilebilir. Kazdağı, Kozak D. Yunt Buzdağlar, Aydın D., Menteşe D. horstlara örnektir.

TIKLA DEVAMINI OKU
Yoğunlaşma: Suyun buhar halinden sıvı haline dönüşme süreci

Yoğunlaşma, havadaki su buharının sıvı haline dönüşme işlemidir. Yoğunlaşma bulutları oluşturduğu için su döngüsü bakımından önemlidir. Çünkü bulutlar, dünyaya suyun geri dönebilmesinin başlıca yolu olan yağışı oluştururlar. Yoğunlaşma buharlaşmanın tersidir.
Yoğunlaşma sis olayının, sıcak ve nemli bir günde soğuk odadan dışarı çıktığınızda bardakta olan buğulanmanın, bir şeyler içtiğiniz bardağın dış kısmından damlayan suyun ve soğuk bir günde evinizdeki pencerelerin iç tarafındaki suyun meydana gelmesinin sebebidir.
Havadaki yoğunlaşma

Su buharı içeren hava yükseldiği ve soğuduğu için bulutlar atmosferde oluşur. Yeryüzüne yakın havanın güneş ışınları tarafından ısıtılması bu işlemin önemli bir parçasıdır. Yerüstündeki atmosferin soğumasının sebebi hava basıncıdır. Havanın bir ağırlığı vardır ve deniz seviyesinde her inç kare yüzeye yapılan hava basıncı kolonu ağırlığı yaklaşık 32 kilogram (14,5 pound)’dır. Barometrik basınç olarak adlandırılan bu basınç, yukarıdaki hava yoğunluğunun bir neticesidir. Daha yüksek rakımlarda daha az hava mevcut olduğundan daha az hava basıncı vardır. Yüksek irtifalarda hava daha az yoğun olup barometrik basınç da daha düşüktür. Bu durum havanın daha soğuk olmasına yol açar.
www.darsane.com