07:31 | Posted in
AHMED DAVUDOĞLU;
Son devirde yetişen din adamlarından. Fakir bir çiftçi ailesinin çocuğudur. Babası Hasan Efendidir.
1912 senesinde Bulgaristan’ın Şumnu vilayetine bağlı Kalaycı köyünde doğdu. 1983’te İstanbul’da
vefat etti.
İlk tahsilini doğduğu yerde, rüşdiye yani orta tahsilini köyüne yakın Ekizce köyünde bitirdi. Babası dini
ilimlere ve alimlere son derece bağlı olduğundan onu orta tahsilinden sonra Şumnu’daki Nüvvab
Mektebine gönderdi. Nüvvab Mektebinin dört senelik orta, beş senelik lise, üç senelik yüksek kısmını
bitirdi. 1936 senesinde iki arkadaşı ile birlikte ihtisas için Mısır’a gitti. Orada beş sene kadar kalıp
Ezher Üniversitesinin Şeriat Fakültesini (İslam Hukuku) bitirdi.
1942 senesinde Bulgaristan’a dönüp, Nüvvab Mektebinin lise ve yüksek kısımlarına öğretim üyesi
olarak tayin edildi. 1944 senesinde Bulgaristan Ruslar tarafından işgal edilip, hükumet idaresi
komünistlerin eline geçmesinden sonra, mektep müdürü istifa etti. Yerine Ahmed Davudoğlu tayin
edildi. İki sene müddetle grevci talebelerle uğraşarak vazifesini sürdüren Davudoğlu, Şumnu Milis
(yani komünist) kumandanı tarafından gizlice Türkiye casusluğu ile suçlandırılarak tutuklandı. Casus
şebekesi kurmak ve işletmekle itham edilen Davudoğlu, yargılanmak üzere Sofya’daki Divan-ı Harbe
gönderildi. Ağır ve işkenceli şartlar altında on yedi gün sorguya çekildikten sonra Sofya idaresine
teslim edildi. İşkence ve yeni soruşturmalardan sonra, diğer tutuklularla birlikte Rosista Vadisindeki
toplama kampına gönderildi. Bu kampta 4-5 ay kadar köleler gibi çalıştırılan Davudoğlu, hastalığı
sebebiyle tahliye edildi ve Şumnu’daki Nüvvab Mektebi Müdürlüğü vazifesine iade edildi. Bir vesile ile
müdürlükten istifa ederek, bir kaç sene öğretmenlik yaptı. Şumnu idaresinin baskısı ve güç şartlar
altında vazifesini sürdüren Davudoğlu, Türk konsolosluğuna müracaat ederek iltica isteğinde bulundu.
Aylarca uğraşıp bekledikten sonra 1949 senesi sonunda dört kişilik aile fertleriyle birlikte Türkiye’ye
göç etmesine izin verildi.
Türkiye’ye göç ettikten sonra, ilk seneler bir hayli maddi sıkıntı çekti. Bilahare İstanbul Yedikule’deki
Küçükefendi Camiine imam ve hatib tayin edildi. Daha sonra Diyanet İşleri Başkanlığında gezici vaiz
olarak vazife aldı. Bu vazifede sekiz ay kaldıktan sonra Bursa Orhangazi Müftülüğüne tayin edildi. Üç
sene sonra kendi isteği üzerine İstanbul Fatih Camii Kütüphanesi memurluğuna, bir müddet sonra da
kütüphane baş memurluğuna getirildi. Fatih Kütüphanesi Süleymaniye Kütüphanesine ilhak edilince,
Davudoğlu oranın memuru oldu. Aynı zamanda İstanbul İmam-Hatib okulunda ders okuttu. 1959
senesinde İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünün açılması üzerine bu okula öğretim üyesi ve müdür
yardımcısı olarak tayin edildi. On sene müddetle Arap Dil ve Edebiyatı öğretmenliği yaptı. Bir kaç sene
müdür başyardımcılığı ve müdür olarak vazife yaptı, emekli oldu. 1967 senesinde Diyanet İşleri
Başkanlığı tarafından Konya’da açılan İl Müftüleri Seminerinde laikliğe aykırı konuştu iddiası ile
hakkında açılan dava neticesinde 1 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. 1983’te İstanbul’da vefat etti.
Zamanımızın ilim adamlarından olan Ahmed Davudoğlu, Bulgarca ve Arapça bilirdi. İslamiyeti içeriden
yıkmaya yönelik, dinde reformculuk ve mezhepsizlik fitnesine karşıydı. Bu fikirleri ortaya atan
Cemaleddin-i Efgani, Muhammed Abduh ve onların yolunda giden günümüz mezhepsizlerine ilmi
cevaplar vermiştir. Böyle kimselerin yeterli dini tahsil görmediklerini, etrafın propagandalarına
aldandıklarını yazılarında belirtmiştir.
Eserleri:
1) Selamet Yolları, 2) Ölüm Daha Güzeldi, 3) Sahih-i Müslim Tercemesi ve Şerhi, 4) Dini Tamir
Davasında Din Tahripçileri, 5) İbn-i Abidin Tercümesi (Yarım kalmış olup, Mehmed Savaş ve
Mazhar Taşkesenlioğlu tarafından tamamlanmıştır).
darsane.com
��
��
07:17 | Posted in
ADAPTASYON;
Alm. Anpassung (f), Fr. Adaptation, İng. Adaptation. Canlıların bulundukları muhite intibak etmeleri,
uyum sağlamaları. Çeşitli asırlarda yaşamış biyologlar, bilgi, tecrübe ve inançlarına göre adaptasyonu
değişik şekilde yorumladılar. Canlıların basitten mükemmele doğru değiştiğini ilk yazan, Fransız
doktoru Lamarc’tır. Lamarc 1809’da neşrettiği Filozofi Zoolojik ismindeki kitabında; “Canlıların bir
asıldan türeyebileceğini” yazdı. Fakat aynı asırdaki biyologlar, Lamarc’ın verdiği misallerin, hayvanların
birbirine dönmesini değil, “adaptasyon”u gösterdiğini söylediler.
Paleontoloji mütehassısları, her çeşit canlının kendi çeşidi içinde değişebildiğini, bir canlının başka
çeşit canlıya dönmediğini kabul etmektedir.
Askerlerin, bulunduğu araziye göre kendilerini uydurmaları, kamuflaj yapmaları, bir çok hayvanın
bulunduğu çevreye ve mevsime göre rengini uydurması birer adaptasyondur. Bukalemunun bulunduğu
yere rengini uydurması, çöllerde yaşayan hayvanların tüylerinin renginin çölde görünmeyecek şekilde
olması hep adaptasyona misaldir. Kara kurbağa, üzerinde yaşadığı topraktan çok zor ayırt edilir. Göl
kurbağası, üzerinde gezindiği yeşil yerler kadar yeşildir. Kutup ayısı ve kutup baykuşu, kar gibi
beyazdır. Tropik balıklar, içinde saklandıkları parlak mercan kayalıkları gibi pırıl pırıldır. Kakum, kar
tavuğu, kar tavşanının tüyleri kışın beyaz, yazın kahverengindedir. Bunlar gibi misalleri çoğaltmak
mümkündür.
Category:
��
Category:
��
07:14 | Posted in
AÇIK PİYASA İŞLEMLERİ;
Alm. Offenmarkt. operationen (f), Fr. Opérations de marché ouvert, İng. Open market operations.
Ekonomik alanda, devletin enflasyonu önlemek veya para ve kredi hacmini daraltmak için aldığı
tedbirler. Açık piyasa işlemleri ilk olarak on dokuzuncu asırda İngiltere ve Amerika’da tatbik edilmiştir.
Daha sonra diğer memleketlerde de uygulanmıştır. Bugün dünya devletlerinde geniş ölçüde
uygulanmaktadır. Açık piyasa işlemleri uygulandığında Merkez bankası, portföyündeki kıymetli evrakı
satışa çıkarır. Bunları satın alan bankalardaki para, Merkez bankasına girer. Bankaların nakit hacmi ve
kredi imkanları daralmış olur. Bunun önemli bir sonucu olarak talep azalır, dolayısıyla fiat artışları ve
enflasyon yavaşlatılmış olur.
wwww.darsane.com
07:13 | Posted in
ABANT GÖLÜ;
Türkiye’nin kuzeybatı kesiminde, Bolu ilinin güney batısında etrafı çamlık tepelerle çevrili, tabii
manzarası çok güzel bir göl. Batı Karadeniz sıradağlarına dahil, Bolu, Düzce ve Mudurnu arasında
uzanan Abant Dağlarının kuzey batısında olup, Bolu’nun 34 km güney batısında yer alır. Yüzölçümü
1.28 kilometrekaredir. Denizden yüksekliği 1298 metredir. Abant Deresi vadisinde heyelan sonucu
meydana gelmiş set (tabii baraj) gölüdür. Suyunun bir kısmı Abant Deresi ile Bolu Çayına dökülür.
Suyu tatlı ve durudur. Gölün suyu o derece berraktır ki, 20-25 m derinlikteki taşlar görülür. Etraftaki
çamları ve yeşilliği bir ayna gibi aksettirir.
Gölün etrafı çam, kayın, gürgen ve köknar ağaçları ile süslüdür. Kuzeybatı bölümünde geniş bir alanı
kaplayan yarı bataklık, hızla genişleyerek zamanla gölün daralmasına sebep olmuştur.
Kıyı boyunca 7600 m uzunluğunda bir gezinti yolu vardır. Gölde sandal, kayık ve motorla gezilir.
Şiddetli kışlarda göl buz tutar. Etrafını çevreleyen dağlar kış sporlarına elverişli olmasına rağmen, bu
yönde fazla bir faaliyet yoktur. Etrafında turistik oteller, dinlenme evleri ve halka açık piknik yerleri
vardır.
Göl, İstanbul-Ankara yoluna 25 kilometreyi bulan asfalt bir yolla bağlıdır. Bu yolun her iki tarafı çam
ormanıdır. Yayla havası, çam kokusu fevkalade manzarası ile görülmeye değer bir yerdir.
wwww.darsane.com
Category:
��
07:12 | Posted in
ABANOZ (Diospyros ebenum);
Alm. Ebenholz (n), Fr. Ebenier (m), İng. Ebony. Familyası: Abanozgiller (Ebenaceae). Türkiye’de
yetiştiği yerler: Tabii yayılışı yoktur.
Tropik ve subtropik bölgelerin odunlu bitkileri. Çok ağır, siyah renkte bir odunu vardır. Vatanı Japonya,
Malezya, Asya, Amerika ve Afrika olup, çeşidi çoktur.
Kullanıldığı yerler: Eskiden, gömme süs işlerinde, fırçacılıkta, piyano tuşları ve bıçak sapları
yapılmasında, ince marangoz sanatlarında kullanılırdı. Çekmeceler, yazı takımları yapımında
kullanılırken on altıncı yüzyılda yaygın olarak kaplama işlerinde faydalanılmaya başlandı. İnce
tabakalar haline getirilebildiğinden bilhassa Fransa’da yaygın ince marangozluğun en önemli
malzemesi oldu. Zamanla abanozun kullanılması ve buna dayanan ince sanat unutuldu.
www.darsane.com
04:38 | Posted in
Ağrısız doğum Doğum ağrılı bir olaydır, ama sancılarında bir amacı olduğunu unutmayın. Her kasılma sizi bebeğinizin doğumuna biraz daha yakınlaştırır. Ağrı giderme yöntemlerini kullanmak konusunda ne kadar kararlı olursanız olun olaya geniş bir açıdan bakmanızda fayda vardır. Bu yöntemlerin gerekliliği yaşayacağınız doğurma sürecine ve sizin ağrıya dayanma gücünüze bağlıdır. Eğer katlanabileceğinizden fazla acı ile karşı karşıyaysanız ağrı giderme yöntemlerine başvurulmasını istemekten çekinmeyin.
Epidural Anestezi
Epidural anestezi vücudun alt bölümlerine giden sinirleri geçici bir süre uyuşturur. Özellikle doğumdaki sırt ve bel ağrılarının giderilmesinde faydalıdır. Her hastanede uygulanan bir yöntem değildir. Epidural blok şiddetli doğum ağrılarının giderilmesinin yanı sıra hem normal yolla hemde sezaryen doğumlar için giderek daha popüler hale gelmektedir. Bunun temel nedeni daha güvenli ve kolay uygulanabilir olmasıdır. Epiduralin zamanlaması etkisi doğumun ikinci evresinde geçecek şekilde yapılmalıdır, yoksa bebeğin doğumu gecikebilir. Epidurali uygulamak yaklaşık 20 dakika alır. Dizlerinizi karnınıza çekerek yan yatmanız istenir. Anestezik madde ince bir tüp ile belinize enjekte edilir. Bu tüp yerinde bırakılarak gerektiğinde ağrı kesicinin yeniden verilmesi sağlanır. İlacın etkisi yaklaşık 2 saat sürer. Epidural uygulandığında sürekli kontrol altında kalacaksınız ve belinizdeki kateter varlığından dolayı hareketleriniz kısıtlanacaktır.Epidural gereği gibi etki gösterirse doğumda hiç ağrı duyulmaz. Bazı hamilelerde bayılma hissi ve baş dönmesi yapabilir. Ayrıca bebeğin kalp atışlarını etkiliye bileceğinden bebek kalp atışları sürekli monitörden izlenir.
Pudental Anestezi
Bu yöntem ikinci aşamadaki ağrıları gidermek için kullanılır ve genellikle normal yolla doğumda tercih edilir. Perine ve vajina çevresindeki bölgeye sokulan bir iğne yoluyla uygulanır, o bölgedeki ağrıları azaltır ancak rahimdeki ağrılara pek etki etmez. En çok forseps kullanıldığında yararlıdır ve etkisi epizotomi yapılana dek sürebilir.
Devamını Oku
��
04:37 | Posted in
Boş gebelik su gebeliği Halk arasında su gebeliği olarak da adlandırılan bu durumda gebelik kesesini oluşturan zar ve plasenta oluşurken bu yapıların içinde bir bebek bulunmaz.
Tanısı ultrasonda embryo ve kalp atımları görülmesi gereken haftalarda kesenin boş olarak izlenmesi ile konur. Erken gebelikte konulan bir tanı olduğu için bazı özel durumlara dikkat etmek gerekir. Özellikle adet kanamaları düzensiz olan kişilerde yumurtlama beklenen tarihten daha sonra gerçekleşmiş olabileceğinden bu durum özellikle dikkate alınmalıdır.
Boş gebelik ile çok erken dönemdeki normal bir gebeliği ayırdetmenin en önemli yolu kese içinde yolk kesesi adı verilen yapının izlenmesidir. Yolk kesesi varlığı gebeliğin boş gebelik olmadığının en önemli belirtisidir. Öte yandan kesenin ultrasondaki görüntüsü de bu iki durumun ayrımında yol gösterici olabilir. Teorik olarak son adet tarihinden yaklaşık 5 hafta geçen durumlarda transvajinal ultrasonografi ile fetus görülebilmelidir. Bunun gerçekleşmediği durumlarda ise boş gebelik tanısı koymak için aceleci davranmak çok yanlış bir yaklaşım olacaktır. Bu gibi bir durum varlığında en azından bir hafta beklenerek durumun gidişatı hakkında yeterli bilgi edinilmelidir.
Erken gebelik kayıpları, yani düşüklerin neredeyse yarısından fazlasının sebebi boş gebeliklerdir.
Blighted ovumda annede yumurtlama olur. Bu yumurta babadan gelen sperm ile birleşir ve döllenir. Döllenen yumurta tüplerdeki yolculuğunu tamamlar ve rahim duvarına tutunur.Gelişen hücreler gebelik kesesini oluşturmaya başlarlar. Buraya kadar herşey normal gebelikle aynıdır. Normal olmayan ise bu kesenin içinde embryo olmamasıdır.
Devamını Oku
04:35 | Posted in
Hâmilelik Takibi Anne ve babanın izdivacıyla dünyaya gelen bebekler, evlerin neşe kaynağı olurlar. Çocuklar, âileye verilen emânetler olduğundan, bu emânete daha oluş safhasından itibaren sahip çıkılmalı, onun sağlıklı gelişimi için hep birlikte hareket edilerek elden gelen yapılmalıdır.
Hâmilelik, çoğunlukla anneyi ilgilendiriyor gibi görünse de, sağlıklı bir hâmilelik dönemi ve bebeğin gelişimi için anneyi bu uzun süreçte yalnız bırakmamalı, maddî ve mânevî destek sağlanmalıdır. Her ne kadar hâmileliklerin büyük bir çoğunluğu (% 97) sağlıklı doğumla sonuçlanmaktaysa da, bir tek sakat ya da sağlıksız bebeğin dünyaya gelişi bile o âile açısından psikolojik, sosyal ve ekonomik rahatsızlıklara yol açmaktadır.
Bu sebeple gerçekte bir hastalık olmayan hâmilelik döneminde herhangi bir problemin yaşanmaması ve hâmileliğin hastalık sürecine dönüşmemesi için, neler yapılması gerektiği konusunda bilinçli hareket edilmelidir.
İlk muâyene ve kontrollere ne zaman gidileceği, hangi durumlarda doktora başvurulacağı, bu sürede nelere dikkat edileceği gibi hususlarda bilgi sahibi olunmalıdır. En basitinden, dengesiz beslenmenin düzeltilmesi, varsa zararlı alışkanlıkların terk edilmesi; bebeğin, anne karnında gelişiminin geri kalmasını, zayıf ve hastalıklı olmasını ve vaktinden önce doğmasını önleyebilmektedir.
Hâmilelikte yapılan düzenli muâyene, kontroller ve laboratuar tetkikleri ile annenin sağlığı, hâmileliğin seyri, bebeğin gelişimi, doğumun nasıl ve ne zaman gerçekleşeceği hakkında bilgi sahibi olunarak, tedâvî edilmesi gereken bir hastalık veya tedbir alınması gereken tehlikeli bir durumun olup olmadığı da anlaşılmaktadır.
Sağlıklı bir hâmilelik geçirebilmek için ne sıklıkla doktora gidilmelidir?
Hâmileliğin başında detaylı bir ilk muâyeneyi tâkiben 32. haftaya kadar ayda bir; 36. haftaya kadar 2 haftada bir; sonra, doğuma kadar haftada bir kontrole gidilmesi tavsiye edilmektedir. Bu süreler, doktorunuzun gerekli görmesi hâlinde uzayıp kısalabilmektedir.
İlk muâyenede neler yapılır?
Hâmile kadının ayrıntılı hikâyesi öğrenilir. Âilesinde veya kendisinde kalp, şeker, yüksek tansiyon gibi önemli bir hastalığın varlığı; geçirdiği önemli bir ameliyat; kullanmakta olduğu herhangi bir ilaç ve zararlı alışkanlıkları olup olmadığı sorulur.
Varsa önceki hâmilelikleri ile ilgili bilgi alınır. (Problemli bir hâmilelik geçirilmiş mi, doğumlar nasıl olmuş, düşük olmuş mu, ikiz-üçüz gibi çoğul hâmilelik oluşmuş mu v.s.)
Bu hâmilelik esnasında ağrı, kasılma, kanama, akıntı, kramplar, idrarda yanma olup olmadığı ve bebeğin hareketleri sorgulanır.
Tansiyon ve kilo ölçümü yapılır.
Son âdet tarihi ve âdet düzeni sorularak, buna göre, bebeğin kaç haftalık/aylık olduğu ve beklenen doğum tarihi hesaplanır.
Bazı kan ve idrar tahlilleri yapılır.
Ultrasonografi ile, ilk üç ayda bebeğin kaç aylık olduğu ve tahmini doğum tarihi 4-5 günlük yanılma payı ile hesaplanabilmektedir.
Babanın kan grubu, herhangi bir bulaşıcı hastalığının olup olmadığı sorulur. (Hepatit B gibi)
Hâmileliğin 12. haftasında halk arasında «zekâ testi» olarak bilinen “ikili tarama testi”,
16. haftada “üçlü test” denilen «ikinci zekâ testi» uygulanıp, anne karnındaki bebeğe ait sakatlık veya özür olup olmadığına bakılır. Ancak bu testlerin sonuçlarına göre, “Bebekte % 100 zekâ geriliği vardır.” denilemez. Test sonuçları pozitif çıkan hastaların, az bir kısmının bebeklerinde zekâ geriliği bulunmuştur.
Hâmileliğin 20-24. haftalarında, tetanos aşısı önerilmektedir.
24. haftada şeker yükleme testi yapılarak, annede şeker hastalığına eğilimin varlığı araştırılır.

Devamını Oku
��
04:26 | Posted in
Gebelik Sonrası Depresyonu
Gebelik Sonrası Depresyonu Her bebek yeni bir dünyadır. Onu ilk kucaklayıştaki mutluluğa eşdeğer çok az an yaşarız hayatımızda. Ne var ki bu mutluluk anı çeşitli tıbbî rahatsızlıklarla zedelenebiliyor. Gebelik Sonrası Depresyonu bu tür sorunlardan bir tanesi.
Bizde hep bereketin, neşenin, aile birliğinin teminatı olarak görülmüştür bir bebeğin dünyaya gelişi. Yüzünü buruşturarak arsız arsız ağlayan bu yavruya değen merhamet dolu bir bakış, tüm zahmetleri hemen hasıraltı ediverir. Yorgunluğun kol gezdiği ama tarifi imkansız bir mutluluğun şekillendirdiği ruh hali ile bebeklerini kucaklarına alır anne babalar.
Hemen hepimizin zihninde bir mutluluk tablosunu çağrıştıran bu hadise, az sayıda da olsa ciddi sorunlara zemin hazırlayabilir. Bu yazımızda, önemli bir tıbbî sorun olmasına rağmen toplum tarafından pek de bilinmeyen bir konuya değineceğiz: Gebelik Sonrası Depresyonu.
‘Tuhaf, Karmaşık Şeyler Hissediyorum!’
Annelerin pek çoğu doğumu takip eden birkaç gün ya da hafta boyunca süren ve “bebek hüznü” olarak adlandırılan bir dönem yaşayabilir. Genellikle kaynağı belirsiz bir endişe ve kaygı ile ortaya çıkar. Anne olmak gibi keyifli bir dönemi yaşadığı halde, nedenini izah edemediği bir hüzün hakim olur yüreğine. Durup dururken ağlayası geliverir (çoğunlukla sevinç gözyaşları ile karıştırılır bu hal), bitkindir ve kendisini yetersiz hisseder. Adeta buluttan nem kapacak derecede alınganlık ve sinirlilik gösterebilir. Çokça baş ağrılarından şikâyet eder.
Annenin iyi dinlenmesi ve çevreden uygun desteğin sağlanması ile kendiliğinden gerileyen ve düzelen bir durumdur bu. Haftalar geçmesine karşın şikâyetlerde bir azalma olmaması, yenilerinin eklenmesi ve hayatın giderek daha zorlaşması durumunda ise akla Gebelik Sonrası Depresyonunu getirmek gerekir.
Ağlamaklı hal yerini ağlama nöbetlerine bırakabilir. Uyku sorunları yaşayan ve düşüncesini yoğunlaştırmada güçlük çeken anne ağır duygusal dalgalanmalar yaşamaya başlar. Bebeğine aşırı bir ilgi gösterebileceği gibi tamamen ilgisiz de kalabilir. Bebeğine karşı hissettiği olumsuz düşünceler zamanla şiddetini arttıran bir suçluluk duygusuna dönüşebilir. Yapmak istemedikleri ile sorumluluk bilincinin çatışması bu duyguyu daha da körükler. Daha önce yapmaktan keyif aldığı işler anlamsızlaşır, durum aile ve arkadaşlardan kendini izole etmeye kadar varabilir.
Kalp çarpıntısı, halsizlik, kötü bir şey olacakmış hissi ile ortaya çıkan panik atak nöbetleri de Gebelik Sonrası Depresyonunda görülebilen belirtilerdendir. İntihar düşüncesi ise nadiren de olsa ortaya çıkan ciddi bir durumdur.
Devamını Oku
04:25 | Posted in
Hamilelik Döneminde Seyahat
.
Halk arasında, hâmilelik döneminde yapılan seyahatin, düşüklere sebep olduğu yönünde bir inanış hâkimdir. Ancak pek çok kadın, bazı önemli noktalara dikkat ettiği takdirde, hâmilelik boyunca seyahat edebilir. Düşük tehlikesi olan anne adayları ise, doktoruyla görüşmeden seyahate çıkmamalıdır.
Seyahat için en emniyetli dönem, ikinci üç aylık dönemdir. Çünkü bu aylarda, vücut bebeğe adapte olmuştur, hâmilelik bulantıları azalmıştır, komplikasyonlar (yan etkileri, istenmeyen durumlar) daha az görülmektedir. En ideal seyahat şekli, gideceğiniz yere en çabuk ulaştıranıdır.
Seyahate çıkarken, dikkat etmeniz gereken bazı kurallar vardır:
-Yolculuk sırasında, elbise ve ayakkabılarınızın rahat olmasına özen gösterin.
-2 saatte bir hafif yürüyüş yapmanız, bacaklarınızdaki şişmeleri azaltacaktır.
-Mide bulantınızı azaltmak için, hafif gıdalar yiyiniz. Yanınızda meyve suyu, kraker bulundurmanız faydalı olabilir.
-Evden uzakta bulunduğunuz zaman, yemeklerinizi düzenli ve dengeli yemeye çalışın. Kabızlıktan korunmak için, bol lifli, posalı beslenin, bol sıvı alın.
-Uyku düzeniniz bozulursa, ilaç almadan önce doktorunuzla görüşün.
-Fırsat buldukça istirahat etmeye gayret gösterin. Böylece, yorgunluk ve huzursuzluğunuz azalacaktır.
-Evden uzun süre ayrı kalacaksanız, hâmileliğinizin seyri ve tahlillerinizle ilgili bilgi içeren bir raporu, yanınızda götürmeniz faydalı olacaktır.
-Doktorunuzdan, gittiğiniz yerde, gerektiği zaman, başvurabileceğiniz bir doktor ismi tavsiye etmesini isteyin.

Devamını Oku
04:23 | Posted in
Gebelik Belirtileri

Her evli çiftin merakını uyandıran bu önemli sorunun cevabını aşağıdaki basit hamilelik testinin yardımıyle öğrenebileceksiniz...

Evvelce, bir kadın, çocuk sahibi olabileceğini kesin olarak anlayabilmek için beşinci ayın sonuna kadar sabretmek zorunda kalıyordu. Çünkü hamileliğin ancak bu devresinde ana karnındaki bir çocuk kendini fark edilecek bir şekilde belli etmeye başlamaktadır.



3 ANA BELİRTİ

Bugün bile bir doktorun yüzde yüz hamilelik teşhisini koyabilmesi için şu belirtileri görmesi lazımdır:

a)Bebeğin hareketlerini hissetmesi. (Genellikle 5'inci ayın sonunda).

b)Bebeğin kalp atışlarını duyabilmesi. (Bazı modern elektrik cihazlarıyle bu 3.üncü ayın sonlarına doğru meydana çıkabiliyor.)

c)Röntgen vasıtasıyla çocuğun kemik yapısını görebilmesi (Bu da ancak 5.inci aydan sonra mümkün olabiliyor.)Fakat bazı "Kesin olmayan" belirtiler; bu "Kesin" belirtilerden çok daha önce meydana çıkabilmektedir. Örneğin, adetin kesilmesi halini birçok kadın müstakbel bebeğin bir habercisi olarak kabul eder. Fakat bunun sebebi aslında çoğu zaman, adet devresinde meydana gelen bir aksamadır.

Göğüslerin ağrıması veya rahmin büyümesi de birçok kimse tarafından bir hamilelik işareti olarak kabul edilir. Fakat bunun sebebi de çoğu zaman vücutta meydana gelen bir hormon bozukluğu olabilir.

Devamını Oku
��
04:20 | Posted in
Gebelik Evresi

Regl olmaya başladıktan sonra, sıhhatli olan her kız, çocuk doğurabilir. Yaşlandıkça çocuk doğurmak biraz daha güçleşebilir. Fakat anne sıhhatli olduğu takdirde yine de tehlikesizdir. Doğumun tehlikeli veya tehlikesiz olması annenin yaşından çok yapısına ve çocuğun büyüklüğüne ve küçüklüğüne ve doğumun şekline bağlıdır.

Kalbi hasta olan kadınlar çocuk doğurabilirler mi?

Çoğu zaman evet. Ama bu kadınların doktora danışmaları ve gebelikle doğum sırasında özel dikkat görmeleri gerektir. Gayet tabii olarak kalbinden hasta olan bir kadının çocuk doğurması, sıhhatli bir kadının doğum yapmasından daha tehlikelidir. Ama bu tehlike sanıldığı kadar büyük değildir. Kalp hastalığı çocuğa kesinlikle geçmez.

Doğumdan önce çocuğun cinsiyetini tayin etmek doktorca mümkün müdür

Hayır. Bazı doktorlar ana karnındaki çocuğun kalp vuruşlarını dinleyerek, çocuğun kız mı, oğlan mı olduğunu anlayabildiklerini zannederlerse de, çocuğun kalbinin vuruşu büyüklük ve küçüklüğüne bağlıdır. Yoksa kız veya oğlan oluşuna değil.Vaktinden önce doğan çocuklar kusurlu mu olurlar?

Her zaman değil. Zamanından önce doğduğu halde yaşayabilen bir çocuk tamamen teşekkül etmiş demektir.

Normal olarak regl olmaya devam ettiği sürece bir kadın gebe kalmadığından emin olabilir mi?

Evet, normal ve gününde regl,kadının gebe kalmadığına en kati delildir. Ama zamansız ve gayrıtabii kan akıntısı kadının gebe kaldığına, hem de çocuğun ters bir yerde olduğuna işarettir.Onun için böyle bir vakit karşısında derhal doktora başvurmak gerektir.

Çocuğun ne zaman doğacağı nasıl hesap edilir?

En son regl tarihinizin ilk gününe bir hafta ilâve edin. Sonra bu tarihten üç ay çıkartın. Bebek, bu son elde ettiğiniz tarihten tam bir yıl sonra dünyaya gelecektir. Çocuğun ne zaman doğacağını hesap etmek için başka usuller de vardır, ama en kolayı budur.

Çocuk vaktinden önce doğduğu halde,yaşayabilmesi için en az kaç aylık olması lazımdır?

Yedi, yedi buçuk aylık. Yedi, yedi buçuk aylık doğduğu halde, başkaca her cihetten tamam olan çocuklar yüzde 99 yaşarlar. Yedi aylıktan eksik doğan bebeklerin bir haftadan fazla yaşadıkları nadirdir. Sekiz aylık doğanların, daha az ömürlü oldukları doğru değildir.

Gebelik dokuz aydan fazla sürebilir mi?

Evet, sürebilir. Birçok kadınlar normal gebelik sürmesinden iki hafta daha fazla hafta sonra doğururlar. Ama bugün doktorlar, gebelik süresinden sonra bir hafta geçer geçmez müdahale etmeyi hem annenin,hem de çocuğun sağlığı için daha uygun buluyorlar. Gebeliğin fazla uzaması özellikle pek büyük ve pek küçük bebekler için tehlikelidir.

Gebe kadınlar aşerer, olmadık yiyecekler isterler. Bu doğru mudur, sebebi nedir?

Doğrudur. Bazı gebe kadınların kireç veya kağıt bile yemek istedikleri görülmüştür. Bereket ki bunlar ifrat hallerdir. Hiç aşermeyen kadınlar da vardır. Normal olarak gebe kadınlar olmadık zamanlarda olmadık şeyler, özellikle ekşi, turşu gibi şeyler yemek isterler. Gece yarısı kalkıp sirke içen, kış günü çilek diye tutturan kadınlar çoktur ve normaldir. Gebe kadınların mevsimsiz ve acaip yiyeceklere karşı arzu duymalarının sebebi henüz tam olarak izah edilememiştir.

Baş dönmelerinin ve mide bulanmalarının önüne geçilemez mi?

Geçilebilir. Bu hallerin fazla korkudan meydana geldiği görülmüştür.Ama dikkatli davranılırsa çabuk önlenebilir. Bir gebe kadın başının dönmeye başladığını hisseder etmez şu basit kaidelere riayet ederse hiçbir güçlük çekmez:

-Uyanır uyanmaz yatakta kuru ve katı yiyeceklerle bir kahvaltı

yapılmalıdır. Bu mümkün değilse,akşamdan başucunuza koyacağınız birkaç bisküviyi yiyiniz.

-Bunları yedikten sonra yatakta 15-20 dakika kadar daha dinlenmelidir.

-Gebeliğin ilk üç ayı süresince çiğ meyve ve meyve suyundan kaçınmalıdır.

Devamını Oku
Category:
��