TÜRK HİKAYECİLİĞİ VECUMHURİYET DÖNEMİ HİKAYECİLİĞİ

Cumhuriyet öncesi ve sonrası olmak üzere iki bölüm halinde ele alacağımız bu konuda, yeni bir araştırmaya girmeyerek, bilinen ve güvenilir kaynaklardan hareketle meseleyi toparladık. Divan edebiyatında hikayeye tekabül eden "Mesnevi ile geleneğimizde yaşayan ve uzun bir geçmişe sahip olan "halk hikayeleri"ni dışarıda tuttuğumuz zaman, bugünkü manasıyla hikaye, Tanzimat'tan sonra görülmektedir.Başlangıçta, anlatımı esas alan nevilere top yekun hikaye denilmiş. Hatta, batıdan yapılan ilk tercüme romanlara da bu ad verilmiştir. "Hikaye-i Mağdurîn", "Hikaye-i Robenson" gibi. Zamanla metnin hacmine bağlı olarak "uzun hikaye" ve "kısa hikaye" denilerek tahkiye esasına dayalı edebî eserler bir ayrıma tabi tutulmuştur. Günümüze doğru gelindiğinde "hikaye" türün genel adı olmuş, romandan ayrı olarak ele alınmıştır. 1960'lı yıllardan itibaren "hikayece karşılık olarak "öykü" teklif edilmiş, hikayeyle birlikte bu da kullanılmaya başlanmıştır.
Cumhuriyet öncesi hikayemizde ilk akla gelen isimler Emin Nihat Bey ve Ahmet Mithat Efendidir. Emin Nihat Bey'in "Müsameretname" adlı eseri yedi hikayeden ibarettir. Bu hikayeler yapı itibariyle, Boccacio'nun "Decameron"u ile doğuya ait "Bin Bir Gece" hikayelerim hatırlatmaktadır. Üslup bakımından ise, "Divan edebiyatı hikayeleri ile halk hikayelerinin de tesiri"1 söz konusudur. Ahmet Mithat Efendinin "Letaif-i Rivayet" serişi de, değişik metinlerden meydana gelmiştir. Metinler arasında gerek "dil, konu, üslup birliği" ve gerekse yapı bakımından bütünlük bulunmamaktadır. "Aralarında otuz-kırk sayfalık hikayelerden iki yüz küsur sayfa tutan kısa romanlar"2 vardır.Ancak, eserleriyle Ahmet Mithat Efendinin hikayeciliğimizde, batıyı tanıma ve tanıtma gayretlerinin önemi büyüktür. O, batıyla temaşa geçmemizde öncü simalar arasında yer alır.
Hikayeyi romandan ve anlatıma dayalı diğer türlerden müstakil olarak ele alan Sami Paşazade Sezai'dir.Sanatkar "Küçük Şeyler" (1892’de, ilk güzel küçük hikaye örneklerini vermiş, metnin dar çerçevesine fert hayatının önemli yanlarını yerleştirmiştir. "Küçük Hikayeler "konusuna kronolojik açıdan baktığımızda, Halid Ziya Uşaklıgil, Sami Paşazade Sezai’den dört yıl önce yayınlamıştır. "Batılı anlamıyla 'Küçük Hikaye' bu dönemde, Halid Ziya Uşaklıgil ile girer." diyen İsmail Parlatır, Halit Ziyanın "Bir izdivacın Tarih-i Muaşakası 1888", "Bir Muhtıranın Son Yaprakları 1888" adı kitaplarının daha önce olduklarım belirtmektedir.3 Yine aynı dönemde, Nabizade Nazım’ın "Karabibik"! ise, "Küçük Hikaye"de olmazsa da,
Anadolu nün ve köy hayatinin realist bir tarzda ele alındığı ilk eserdir.Serveti Fünun dönemine gelindiğinde, hikaye türünü en iyi örnekleriyle zenginleştiren Halit Ziya Uşaklıgil’dir. Hikayelerim, romanlarının aksine, daha sade bir dille yazan Halit Ziya, romanlarındaki aydın tabakaya mukabil, hikayeleriyle daha geniş bir tesir alanına sahip olduğunun farkındadır. Suat Kemal Yetkince yazdığı bir mektupta bunu şu şekilde belirtir: "Küçük Hikayeler 'Mai ve Siyahtan daha tesir yaptı. Bunların tertibi, inşası, hele lisanı edebiyat aleminde bir yenilik, bir gelişirlik kabilinden sayıldı."4
Kahramanlarım "acınmaya layık, zavallı insanlar "arasından seçen Halit Ziya özellikle, "şehir hayatinin mahalle içlerine ve fakir semtlerine yönelmiş, bu çevrelerin herhangi bir bakımdan dikkati çekip tanınmış tipleri üzerinde durmuştur."5 Seçtiği konuları tasvir ve tahlil gücüyle veren yazar, tahlil ve teknikteki başarısıyla hikaye türünün gelişmesinde de etkileri görülen bir sanatkardır.Halit Ziya’dan başka, Servet-i Fününcular arasında dikkati çeken diğer bir isim Mehmet Rauf’tur. Romanlarında, vakıayı ferdin iç hayatı üzerinde yoğunlaştıran sanatkar, hikayelerinde de "şahsî duygulanışlar, aşklar, istekler, ıstıraplar, hayal kırıklıkları ve ümitsizlikler..."6 işlediği temalar olmuştur. O, Servet-i Fünun döneminde romanlarıyla tanınmıştır, ikinci Meşrutiyetten sonra hikayeye önem verdiğim görüyoruz. "Sadece eserleri ile hayatım idame yolunu seçtiği için, çok ve edebî değeri olmayan aşk hikayeleri"7 yazması onun hikayede başarılı olmasına imkan vermemiştir. Romanlarındaki anlatım tekniğim hikayelerinde de devam ettirmiş, dil ve üslup bakımından farklı bir ifade getirmemiştir.Bu dönemde, yazdığı hikayeleriyle dikkati çeken Hüseyin Cahit Yalçın, hikayeciliği bir meslek olarak devam ettirmekle beraber, bu türde eserler vermiştir. Yazar, devrin diğer sanatkarlarından farklı bir şekilde, hikayelerinin şahıs kadrosunu aydın kesim ve İstanbul'da yaşayan azınlıklar arasından seçmiştir. O, bu özelliğiyle, "hikaye ve roman kişilerim Türk olmayan çevrelerden seçmekte"8 aşırıya gitmiştir. Dil ve üslup itibarıyla açık ve sade bir anlatıma sahip, "anlaşılır ve tabii olmak bakımından (...) Mehmet Rauf’un dil ve üslübundan üstün" olduğuna işaret eden Kenan Akyüz, Hüseyin Cahit'in hikayelerinde, "pek sağlam sayılmayacak bir tekniğe karşılık, kuvvetli bir tahkiye (...) ve ölçülü bir realizm"9 olduğunu belirtmektedir. Servet-i Fünun topluluğu içerisinde yer alan Ahmet Hikmet Müftüoğlu ve Saffeti Ziya'yı da burada zikretmek gerekir. Bu dergide yayınladığı hikayelerinden bir kısmını "Haristan ve Gülistan" adlı kitabında toplayan Ahmet Hikmet, süre has bir anlatımla, aşk teması etrafında hikayeler yazmıştır, îkinci Meşrutiyetten sonra, düşünce ve sanat anlayışında belli bir değişme görülen yazar bu dönemde, "özellikle millî mesajları ihtiva eden hikayeler kaleme"10 alır. Saffeti Ziya ise, yazdığı hikayelerde "İstanbul'un kozmopolit çevrelerindeki hayatı"11 anlatmış, belli bir çevrenin dışına çıkamamıştır. "Millî Edebiyat" dönemine gelinceye kadar, edebiyatımızda "Küçük Hikaye" türünde önemli bir mesafe alınmış,Sami Paşazade Sezai "Küçük Şeyler"!, Halid Ziya Uşaklıgil iki yüz civarındaki hikayeleri ile türün gelişmesine hizmet etmişlerdir. Servet-i Fünun döneminde eser verip, fakat bu mektebin dışında kalan Hüseyin Rahmi Gürpınar,Ahmet Rasim, Mehmet Celal, Mehmet Vecihî vs. yazarların da hikaye türünde eserler verdiklerim belirtelim."Millî Edebiyat" dönemi Türk hikayeciliği için önemli gelişmelerin olduğu bir zaman dilimidir. Devrin en güçlü sanatkarı Ömer Seyfeddin'dir. Kenan Akyüz'ün belirttiği gibi, "Ömer Seyfeddin'e kadar bir yazarın kendisine tek basma bağlandığı bir edebî nevi durumuna"12 gelmeyen hikaye, onunla edebiyatımızda bir meslek olarak ele alınmıştır. Ondan önceki sanatkarlar, hikayeye uygun malzemeleri değerlendirmişlerdir. Hikayeciliği meslek haline getirmekle Ömer Seyfeddin, hem türün değerim artırmış,hem de romanla yarışacak bir seviyeye ulaşmasına öncülük etmiştir.
Ömer Seyfeddin, yazdığı hikayelerinde cemiyet meselelerim işlemiştir. Bir kısmında ise kahramanlık ve hamasî duygulara göre metinler kurulmuştur. Yazar, hikayelerinde şahsî yaklaşımım ortaya koymuştur. Onun hikayeler yazdığı dönemde memleket, sosyal ve siyasî bunalımlara sahne oluyor, her gün yeni yeni olaylar yaşanıyor, topraklarımızdan yeni kopmalar meydana geliyordu.
Sanatkar ise, bütün bu olayların karşısında eseriyle "millî şuuru kuvvetlendirmek ve -aksak yönleri mizahî yollu tenkit ederek-"13 uyanışa hizmet ediyordu. Toplumun değişik kesimlerinden seçtiği kahramanları vasıtasıyla millet hayatinin çeşitli yönlerine eğilen Ömer Seyfeddin'in dinî, tarihî, siyasî, millî konularda olduğu kadar; cehalet,bozulma, haksızlık ve sahtekarlık konularına da yer verdiğim görüyoruz. Cemiyetteki marazî tarafları, genellikle ironique bir anlatımla ortaya koymak suretiyle, bozulmanın sebeplerine dikkati çekmiştir. Dilinin, devrine göre sade oluşu, üslübundaki akıcılık onu, sağlığından itibaren okunan ve beğenilen bir yazar haline getirmiştir.'Bu bakımdan onun eserleri, hikayeciliğimiz için bir dönüm noktası olmuştur. Yazarı, "bir uyanış edebiyatının öncüsü" olarak vasıflandıran Sadık K. Tural, onun sanatım şu şekilde değerlendirmektedir:" "Maupassant tarzı' olarak bilinen vurucu sonlu klasik vaka hikayelerinin bizdeki en büyük isimlerinden biri olarak Ömer Seyfeddin, ele aldığı konuların çeşitliliği (...), fîgürlerinin hayatiyeti ve dilinin tabii akıcılığıyla kendisinden sonra gelen hikayecileri etkilemiştir.
DEVAMINI OKU

Comments

0 responses to "TÜRK HİKAYECİLİĞİ VECUMHURİYET DÖNEMİ HİKAYECİLİĞİ"